Stoker (2013)

Her ismi geçtiğinde bıkmayıp usanmadan belirttiğim gibi, Chan-wook Park'a küstüm ben. İntikam üçlemesi ve nickimi adayacak kadar sevdiğim I'm a Cyborg but That's OK'den sonra gitti Thirst'ü yaptı, sanki Twilight'ın en civcivli dönemlerinde biraz nemalanmaya çalışıyormuş gibi. Ha yine kendi üslübunu ortaya koymuş, vampirli filmin de âlâsını yapmıştı. Ama hipster hislerim beni uyarmış, bunu sırf Hollywood'dan biraz daha ekmek yeme amaçlı yaptığını düşündürtmüştü. Sonra "Old Boy'un yönetmeninden" diye pompalanmış Stoker fragmanı geldi. Cast'te hiç çekik gözlü oyuncu yoktu, keza bildiğin Hollywood köpeği bir işe imza atacağı belliydi. Ama ne yalan söyleyeyim, fragman gelecek vaadediyordu ve ben bu sefer önyargılarımdan arınıp öyle izlemeye karar verdim filmi. En önyargılı halimle de beğenecektim eminim.
Şimdi burada esas kız olarak karanlık tipimiz var bir adet, ergen. Bazı halleri bana Wednesday Addams'ı aratmıyor değil, tabii India kızımızın komik bir tarafı pek yok. Karanlık tipler genelde biraz 'sakat' çıkar hep, Kimi ni Todoke tarzı sevimli animeler dışında, bu bir kuraldır. Gerçi filmde HERKES biraz arızaydı. Lütfen biraz olsun o kadar, filmin konsepti bu. Bu karanlık tipin arızalığı hayvan avlamakla çocukluktan başlıyor zaten. Hep diyorum, hayvanlara zarar verenler insanlara zarar vermekten hiç çekinmez diye ama kime anlatacaksın... Hep "sen hayvanlara insanlardan daha çok değer veriyorsun" safsatası. Neyse, India'nın anası Nicole de karanlık tip olabilirmiş ama o sarışın olduğu için sakatlığı konusunda paçayı sıyırmış. Mia Wasikowska, siyaha boyanmış saçları, devamlı çatık kaşları, güldüğünde bile sevimsiz olmayı baraşan mimik(sizlik)leri ile tam bir 'creepy' idi. Arkadaşın başka filmini izlememiş olsam bu roller için biçilmiş kaftan diyecektim, sevimsiz damgası vurup. Ama iyi oyuncu deyip geçelim.

Nicole için bir şey söylemek gerekirse, bence çok 'star star' kalmış böyle sanat filmi sayılacak bir yapımda. Biz sanat filmlerinde holivud starı istemeyiz. Ha, kendisi soğuk gri gözlerini belerte belerte bu rolleri pek iyi yapıyor, o başka. Ama yaşlanmış kadın ya, botoks belli oluyor. 35 yaşını aşmış bütün kadınlara kızılay dağıtmış gibi görünen yapay dolgun elmacık kemikleri ve gerginlikten çatlayacak dudakları var artık, hayırlı olsun. Hala taş mı? Taş. Hatta 2012 versiyon Snow White için alevlenmiş "Kristen Stewart, Charlize Theron'dan daha güzel değil!" tartışması burada da yapılabilir. Bana göre Mia'nın daha az klasik, daha az kusursuz ve daha az yapay tipi döver ama neyse, herkesin estetik görüşü deyip saygı duyalım.

Matthew Goode'u en sona sakladım. Fragmanda da bir yerden hatırladığımı biliyordum da, tırt bir Amerikan dizisinden falan sanıyordum. Halbuki arkadaş benim çok sevdiğim Confessions of an Ugly Stepsister'da ve o kadar sevmediğim Leap Year'da oynuyormuş ya! Stoker'da İngiliz aksanını duyamadık tabii ne yazık. Garip bir çekiciliği var herifin. Oyunculuğuyla da tüm takım arkadaşlarını dövdü. Hatta gözlerini belertme konusunda da Nicole'u dövebilir. Hani neredeyse tüm cast'in kadın olduğu bir filmde gidip en iyi performans övgülerini hemen erkeğe vermek içime de sinmiyor. Kendisini genelde kadınları ayartan şeytan tüylü piç rolünde izleyip, burada görünürde böyle olsa da aslında daha kompleks bir karakteri oynaması takdir edilmeli. Yine de India karakteri daha kompleksti diyerek Oscarımı Mia'ya vereceğim tamam.
"Old Boy'un yönetmeninden" diye pazarlandığı için rahatça söyleyebilirim sanırım: ensest de olsa bu ikisinin arasındaki çekim çok güzel yakalanmış. Tabii ki bir şeylerin yanlış gittiğini farkettirecek bir rahatsız ediciliği var filmin -bir Old Boy seviyesinde değil gerçi. Bu rahatsız edicilik, filmi korku, drama, trajedi ya da romantizm türlerinden hemen ayrıyor. Hikayede herhangi bir sorun ya da ahlaksızlık bulmak, hatta aramaya çalışmak saçma. Çoğusu yönetmenin tarzından haberdar bir şekilde izlemeye karar verecektir eminim. İtiraf edeyim ki ben bu ikisinin bir Bonnie&Clyde tarzı bir çift olmasını istedim. Böyle ruh ikizlerini her sanat filminde kolay kolay bulamayız çünkü. Bu bağlamda sonundan çok memnun olmasam da sanırım böylesi daha etkileyici diye düşünmeden de edemedim.
Sinematografi hakkında söyleyecek hiçbir şeyim yok, övgü dışında. Mekanlar, kadrajlar, kostümler filmin etkileyiciliğine katkıda bulunan en büyük unsurlar. Chan-wook Park filmi izlediğimi her sahnede hissettim. Oyuncular bu sefer çekik gözlü olmasalar da o durgunluk, o sakin nefret ve SAKATLIK yine gayet somut bir şekilde karşımızda. Yine bir Asya sineması geleneği olarak bolca sembolizm kullanılmış. Asyalıların çok sevdiği anlaşılan Kim Ki-Duk ekolünden  farklı olarak bu sefer sembolleri az çok farkedip çözümleyebiliyoruz, bazı sahneler arasındaki bağları kurabiliyoruz. Yani anlayabiliyoruz. "Yae bunu niye böyle yaptı şimdi ne alaka?" olayı minimumda tutulsa da sanat filmi garipliğinden ödün de verilmemiş.

Ara sıra India'nın gözleri koyu maviye, koyu yeşile dönüştü, kimi zaman alacalı kahverengiye vurgu yapıldı. Bunun anlamını hala çözebilmiş değilim. Bilinçli yapıldığını varsayıyorum. Bunun dışında bir ayakkabı vurgusu mesela, çok belli bir gönderme idi, özellikle filmin sonunda daha iyi algıladığımız.
En çok etkilendiğim, izleyen kim olursa olsun etkilenmeden de geçemeyeceğini bildiğim şu piyanolu sahne ile de kapanışı yapayım. Chan-wook Park, Hollywood ile kendine pek bir şey katmasa da beklentilerin -benim beklentilerimin- altında olmayan bir film yapmış. Eh, Koreli yönetmenimizin artık yeterince para kazandığını umarız. Yeter artık #evinedön, haklıyken haksız durumuna düşme:(

Puanlamadan olmaz!
Konsept: 8
Hikaye: 7
Anlatım: 9
Karakterler: 7
Görsellik: 8

Genel: 7.85

Yorumlar

  1. Biraz alakasız olacak ama bana zaman geçirmek için izlenebilecek anime ve film önerebilir misin? çerezlik. lütfen

    YanıtlaSil
  2. Chihayafuru, Fruits Basket, Skip Beat, Kuragehime, Beelzebub, Special A... Bunları izlemişsindir gerçi, anime kültürüm zayıf benim. Çerezlik film kültürüm de herkesin izlediği popüler filmler şeklinde ama belki bir şeyler çıkar. Jeux d'enfants, Roman Holiday,
    You Instead (ay hatta ben bunu yazmıştım), Hugo, The Darjeeling Limited, The Science of Sleep, Whip It, Away We Go, Penelope... Umarım içlerinde izlemediğin vardır da bir işe yarar^^

    YanıtlaSil
  3. Teşekkür ederim ^.^ benim film kültürüm fazlasıyla zayıf, animelerde ise tuhaf bir seinen sevgim var neyse bunu bi kenara koyalım. Çok sağ ol tekrardan

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ehe ne demek^^ Umarım bir işe yarar.

      Sil
  4. Tekrar tekrar izleyeceğim filmler kategorisine girdi bu film. Bunun en büyük nedeni filmin atmosferi. O rahatsızlık duygusu benim hoşuma gitti nedense. India'nın kıyafetlerine bayıldım. Tek klişe bulduğum şey beyaz elbisesi oldu. Hani biraz masumiyet katmak istemişler ama ı ıhh olmamış. (bizim türk dizilerinde kızın başına ne zaman kötü bir şey gelecek ogün beyaz elbise giyer ya, o güzelim beyaz elbise kan olur filan yani. Sonra bende düşünürüm; o elbisedeki ketçap lekesini nasıl çıkaracaklar yeaa? diye.)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bol sembollü bir filmdi, o yüzden beyaz elbise göndermesini pek yadırgamadım ben. Filmin temasının da "masumiyetin yitirilmesi" olduğu düşünülürse, böyle bir gönderme görmesek yadırgarmışız aslında:) Ama katılıyorum, çok klişe hakikaten. Yönetmenin Hollywood için verdiği bir takım tavizlerdendir diye tahmin ediyorum.

      Yazıda bahsetmemişim ama evet, giysileri ben de çok beğendim!

      Sil

Yorum Gönder