Uzay Zaman İlişkisi Falan

Fizikmiş matematikmiş, hiç anlamam öyle şeylerden, hatta konu sayısal bilimlere gelince tam bir gerizekalıyım. Aslında sayısala kafası basmayanlar genelde default olarak gerizekalı diye nitelendirilirler ama ben o kadar da kötü olduğumu düşünmüyorum. Herkesin bazı konularda salaklıkları oluyor illa ki. Hayatımız IQ seviyesinin yüksekliğine göre şekillenemiyor, başka bir sürü bağımsız faktör de var. Ay dur ne diyecektim ben ya?

Başlıkta saçmalamış olabilirim ama bu aralar aşşşırı hızlı geçen zaman bana Einstein'ın şu malum izafiyet teorisini aklıma getiriyor. Yani şimdi teoriyi açıklamaya kalmak gibi büyük bir rezillik yaparak amcamızı mezarında ters döndürmeyeyim. Ama zaman algısı farklılıkları gibi bir gerçek de var.

Geçen arkadaşımla buluştuk, yaklaşık 1-2 ay önce işinden ayrıldı. Bir zamanlar benlen "napıyon sen evde yea sıkılmıyon mu slk iş bul" diye dalga geçen kişiden "seni daha iyi anlıyorum, işsizken zaman çok çabuk geçiyor" itirafını kopardım. İşte bu kadar basit. İşin varken ofiste vs zaman yavaş geçiyor çünkü sevmediğimiz işleri yapıyoruz. Zaman yavaş geçiyor çünkü iş saatleri dışında yaptığımız şeyler yemek yemek ve uyumak. Yavaş geçiyor çünkü kendimize ayırdığımız zaman yok, yaratacaksan da uykundan çalmak zorundasın. Yavaş geçiyor çünkü normalde anlaşamayacağın insanlarla 10 saatini beraber geçirmek, onların entrikalarına katlanmak zorundasın.

Belki de tek çocuk olmanın getirdiği şımarıklıktan, ama ben iş dünyasına girmeye hiç hevesli değilim arkadaşım. Sevdiği insanlarla birlikte sevdiği şeyi yapan kişileri tenzih ediyorum. Ama benim mutsuz olmak için yapacağım bir eyleme mecbur kalmayı bekliyor olmam normal bir durum değil mi?

-Mezun olalı 2 yıl olmuş, neden hiç çalışmadınız Duygu hnm?
-Hastalık, ailesel sebepler bir takım yalanlar kem küm. Yoksa çalışmadan duramam ben, boş durmaktan nefret ederim. Üstelik bir an önce mesleğimde yükselmek istiyorum.

Yalanlarımın farkında mısın İK'cı? Aslında sorduğun sorunun cevabı çok basit: belki annemin aylık verdiği 50 tl harçlıkla gül gibi geçiniyorum? Evi zaten çekip çeviren var, başka harcamalarım yok, arada kendime kozmetik bile alıyorum, düzenimden memnunum. E içimdeki mazoşist çıkamamış dışarı, o kadar olsun lütfen. Çok doğal değil mi ha? Değil mi?

Ama doğallık, anormallik de 'zaman' gibi kişiye ve yerine göre değişen şeyler. Güzel okullarda okumuş bir insanın büyük hırsla kariyer planı yapmaması anormallik. Çünkü gününün 10 saatini mutsuz geçirecek ama saygıdeğer bir şirkette saygıdeğer bir pozisyonda çalışmak onun egosunu tatmin edecek. Paraya girmiyorum bile, asıl sorunun o olmadığını hepimiz biliyoruz. İyi bir okuldan mezun olduysan para kazanmak sadece hobidir. Evine ekmek götürmek için uğraşmak hep okumamış cahil ve varoşların yapacağı iştir, amele diye aşağılarsın zaten onu. İşsizlik bunalımına giriyorsan yeterince güzel bir pozisyon bulamadığın içindir. Yoksa tezgahtarlık, bulaşıkçılık, temizlikçilik, hammallık gibi yapılacak milyonlarca iş vardır gerçekten paraya ihtiyacı olan birinin yapabileceği. Biraz daha şansı yaver gidiyorsa bir şekilde okul bitirir ve binbir zorlukla memur olur, emekli olunca da işsiz kızına bakar. Eğer kızı okumamış olsaydı şimdi 'işsiz' değil 'ev hanımı' olarak nitelendirilirdi. Aile parası yiyince işsiz, koca parası yiyince ev hanımı oluyorsun, ne ilginç. Halbuki Japonların 'neet' sıfatını buraya da uyarlamalıydılar. Talep yok zaar. Orta sınıfa iyi kariyer hırsı aşılamışlar demek, sadece zengin çocukları boş gezenin boş kalfasıcılığı oynuyor.

Aslında konunun ana fikri bu paragrafta, o uzun yazıları direkt atlayabilirsin. Bu aralar post yazma sıklığımda epey bir düşüş var. Canımın istememesinden, üşendiğimden falan kaynaklanmıyor. Sadece zaman geçerken ben farketmiyorum, ondan. Daha yeni post yazdım derken bir bakıyorsun hoop 1-2 hafta geçivermiş. O yüzden "zamanım yok" deyince beni anlayın anacım.

Yorumlar

  1. "Tembellik hakkı" diye bir olgu var zaten, dediklerinde çok haklısın ama bir tek şeye değinip kaçacağım, sende de şimdi gördüm, başka eleştirilerde de görüyorum sıklıkla da...

    "İş hayatını ön plana koyarken kendine zaman ayıramamak, iş hayatının kölesi olmak" gibi bir durum aslında kapitalizmin boktanlığını gerçekten ortaya koysa da kişinin kofluğunu da gösteriyor. Çünkü gerçekten insanlar işyerinde 10 küsür saat falan çalışmak zorunda olmuyorlar, o kadar fazla mesai yapanlar kendi hırslarıyla sırf bir ünvan sahibi olmak için plazalarda vb. çalışan insanlar. Garsonların bile 7 - 8 saat ve gayet insani, eğlenceli mesaileri vardı mesela öğrenciliğimde çalıştığım bir otelde. Fakat plaza çalışanı olduğun anda en aşağı 9 saati gözden çıkarıyorsun, doğru. Ve fakat, sadece ünvan uğruna çok fazla mesaiyi kabul etmek zorunda değilsin, hatta büyükşehirde bir de bunun trafiğiyle falan uğraşacağına üç yüz - beş yüz lira daha az maaşa evine daha yakın ve daha düşük bir titri olan bir mevkide çalışabilirsin mesela. İlk olarak bu yüzden plaza insanlarının aşırı hırslı olup da sonra kapitalizmden yakınmalarını doğru bulmuyorum, çalışılabilecek birsürü alan var, birsürü iş seçeneği var, "Yha onun maaşı az .s O kdr üniversite okudm, halamın kızı bile uzman oldu, bn nie olamıorm huff..." diyerek gidip de tüm vaktini işine kilitleyip de o işle hava atmak istedikten sonra "İş tüm hayatımızı elimizden alıyor :(((" demek aptalca, sen ne güzel açıklamışsın bak kendi seçimini, böyle çalışacağıma hiç çalışmam diye. Ama ya simsiyah ya da bembeyaz olmak zorunda değil çalışma hayatı, gördüğüm pek çok iş hayatı eleştirisi bu yanlışa düşüyor. (Kendimden örnek vereyim, 1000 küsür lira maaşla Karşıyaka'da ticaret hukuku alanında çalışan bir avukatın yanında staj yapmak varken 800 lira maaşla evime çok yakın bir yerde bürosu olan ve her konuda davayla ilgilenen bir avukatın yanında staj yapıyorum. Kafam rahat, aylık 200 lirayla şirket sahibi kodamanların icra davalarına bakmak ve ofise giderken topuklu çizme giyme zorunluluğundan muafım, istediğim konudaki davayla ilgilenebilip spor ayakkabıyla işe gelebiliyorum. Kimseye maaşımla hava atamıyorum ve hukukçu olmama rağmen, default olarak çok kazanıldığı düşünülen bir meslekte olmama rağmen arkadaşlarım arasında en az maaş alan benim, bunu da kesin olarak biliyorum çünkü benim dışımda herkes maaşını zaten muhabbet arasında sormadan söylüyor :) Fakat içlerinde iş hayatından en memnun olan da benim çünkü başkasına göstermek için çalışmıyorum.)

    YanıtlaSil
  2. Bir diğer nokta da şu, iş hayatında geçirilen o "boşa geçen saatler" meselesini de pek çok kişi aptallığından boşa geçirdiğini fark etmeden eleştiriyor. Hiçbir mesai gününde 3 - 4 saatten fazla çalışılmıyor, masabaşı işlerde bu böyle. Doktorlardan, garsonlardan, tezgahtarlardan, beden gücüyle çalışan işçilerden bahsetmiyorum fakat bir mesai gününü ofiste geçiren hiç kimse sabahtan akşama kadar hiç durmadan iş yaptığını iddia edemez. (Öyle bir şey zaten yapamaz.) Genelde mesai saatinde ofiste bulunma zorunluluğu insanı en çok sıkan şey oluyor bu yüzden. Fakat o konuda da "Yha mesaide zmn geçmiyor .s.s.S" diyenlerin de inanılmaz kof insanlar olup da bunun asla farkında olamayacaklarını düşünüyorum ne yazık ki. Çantaya atılabilecek bir kitap, önlerinde açık olan bilgisayar ekranında sürekli yenilenen Facebook ve Twitter yerine aslında ulaşılabilecek sınırsız internet sitesi, sınırsız bir araştırma imkanı, okunabilecek milyonlarca şey varken aslında insanlar kendilerine mesai saatlerinde bile zaman ayırabileceklerini göremeyip mızıldanıyorlar gibi.

    Tüm bu yazdıklarım senin seçimini eleştirmek için değil, sen zaten pek çok seçiminde kararlı bir üsluba sahipsin. Fakat çalışma yaşamını çok ezberlenmiş cümlelerle eleştiriyoruz hep, okurken bile işi öğrenmek için bir hukuk bürosunda icra takipçisi gibi çalışıyordum ve tam zamanlı, yoğun bir iş hayatının içindeyken hukuk fakültesinden mezun olabilecek kadar bile zamanım oldu benim hep ne bileyim, ya az maaş olsun ama çalışırken kafam rahat olsun mantığıyla çalıştığımdan ben şanslıydım bu konuda, ya da gerçekten bu konuyu bu yönden eleştirenlerin gördüğü örnekler çok kötüydü.

    YanıtlaSil
  3. Aslında aynı zihniyeti eleştiriyoruz. Tabii ki benim kimsenin hayat tarzını eleştirme hakkım yok, beni ilgilendirmez fakat sorun bunun hepimize dayatılması. 'Dayatılıyor' yani, çözüm yolları da vardır elbet.

    Siyah ya da beyaz olmaması gerekiyor demişsin, tabii ki alternatif işler yaratılıyor, haklısın. Fakat benim alanıma göre pek fazla şansım yok. Moda tasarımı okudum, plaza çalışanı olmayacağım ama cumartesileri de dahil günde en az 10 saat mecburi, işteki boş vakitlerimde özgür davranamadığım bir işte çalışacağım muhtemelen. Tamamen tecrübesiz değilim, staj yaptım ordan biliyorum -ve tabii ki tüm bölüm arkadaşlarım böyle. İnsanlar can sıkıntısından solitaire falan oynuyor (çünkü internet kısıtlaması var ve nerelere girdiğin gözetleniyor), kitap okyup hobilerine zaman ayıramazsın çünkü yanı başında yöneticin ve haset arkadaşların var, hemen ispikler. Masa başından kalkmaya üşeniyorlar; hepsi miskin, şişman, sağlıksız. Drama queenlikten stres dolmuşlar, şirketin en eğlenceli grubuna düşsen bile aralarında hep gerginlik. Birbirlerini bariz sevmiyorlar ama ana babalarından, eşlerinden daha çok zaman geçiriyorlar. Koleksiyon zamanı iş gücü bakımından da sömürülüyorlar tabii. Alternatifi olarak bir tasarımcının yanında staj yapıyorsun, asla para vermezler ve tüm tasarımların yükü sende, artı egosu şişman insanların kaprislerini çek. Kendi markanı kursan sermaye lazım. Neyse karamsar şikayetler, mızmızlanmalar gibi oldu şimdi ama neden böyle ezber konuştuğumu açıklamaya çalıştım sadece:) Freelance olmayan, sigortalı, düzenli maaşlı bir iş için maalesef bizde biraz siyah tarafta işler. Üstelik maaşlar mutsuzluğunla doğru orantılı bile değil, yüksek maaş torpiline ve yırtıklığına bakar.

    Bu yüzden senin adına gerçekten sevindim. Tamamen katılıyorum, insanların kariyer + dolgun maaş bekleyip kapitalizmin kendilerini köleleştirmesini şikayet etmesi çelişkili. Ama üzerimizdeki bu baskıyı da görmezden gelemeyiz. Ben kafam rahat olsun diye part-time giysi katlayıcılığına başvurunca, broşür dağıtıcılık yapınca arkadaşlarım, tanıdıklarım resmen alay etmişlerdi. Sebep de sadece şu: prestijli okuldan mezun oldum. Yahu benim amacım sadece minimum stresle az biraz para kazanmak, zaten tasarım sektörünü sevmiyorum. Kariyer hırsım yok diye aklımdan zorum var muamelesi yapılıyor -bence gayet doğal ve mantıklı halbuki. Keza IK'cıya bunu asla çaktıramam çünkü hırssız çalışan istemiyorlar. Halbuki bana bir iş verilince hakkıyla yerine getireceğim, belki hırslı kariyerciden daha çok çalışacağım?

    Şimdi anlatınca kulağa şımarıklık gibi geliyor. Ha ama kendi şımarıklık ve bencilliklerini HAK olarak gören orta sınıf neden benim neet olma 'hakkımı' yadırgıyor anlamıyorum. Her şekilde first world problems gerçi, farkındayım:)

    Neyse, bireysel BAĞIMSIZLIK adı altında ne yapman gerektiğine sistemin karar vermesinden hoşlanmıyorum kısaca.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ya yok canım tembellik hakkına, kendi çalışma yaşamına kendin karar verme özgürlüğüne bir şey söylemedim ki, ona sonuna dek katıldım, sadece çalışma hayatının kişinin kanını emdiği yönündeki uzaktan yöneltilen, ezberlenmiş tektip eleştirileri çok haklı bulmuyorum dedim o kadar, o konuda da fikrimiz birmiş sanırım. Geri kalanı herkesin kendi tercihi ayol.

      Sil
    2. Ona bir şey söyledin demedim zaten:/ Ya Sevil biz niye iletişemiyoruz acaba? O kadar uzun yazılar da boşa gidiyor üzülüyorum.

      Sil
    3. Ahajkasdh evet iki akıllı insana göre iletişimimiz üzücü derecede başarısız ahaha, ya yok her şekilde first world problems deyip göz kırpmanı benim eleştirime cevaben algılamıştım da öyle değilmişse tamamdır :)

      Sil
    4. Değil değil orada ben kendimi eleştirdim ya:P

      Sil
  4. Dört dörtlük bir yazı olmasa da hoşuna gideceğini düşündüm: http://www.yesilgazete.org/blog/2013/09/05/boktan-meslekler-fenomeni-uzerine-1/

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Şimdi bakıyorum, teşekkür ederim.

      Sil

Yorum Gönder