Vampire Knight Manga ve Anime

Dünya dönüyor, sen ne dersen de, yıllar geçiyor farketmesen de. 2014, zamanında başladığım bir sürü manganın bittiği ya da sona yaklaştığı bir yıl oldu. Bazıları uzun soluklu üstelik heheyt yıllaar yıllarr... Bir ara hepsini tamamlayıp yazacağım burada. Okuduğum ilk mangalardan biri olduğu için bende ayrı bir yeri olan Vampire Knight da bitti. Gerçi muhtemelen 2013'te bitti de çevirilerin internete düşmesi ve benim kıçımı kaldırıp kaldığım yerden devam etmem 1 yılı bulmuş, tebrikler. Ne de olsa düzenli takip ettiğim mangalardan biri değildi. Bir yandan sevdiğim bir yandan da gidişatından hiç hoşlanmadığım bir manga çünkü. Evet sonunu az önce okuduktan sonra yapabileceğim olgun, objektif ve oturaklı yorumlar burada bitiyor. Biraz bağırıp çağırmak istiyorum. Dur bak yine aklıma geldi bir ağlama molası da vereyim şurada.
veji burgerimi yiyip kaderime ve VK'nin sonuna üzülürken ben
İÇİM ACIYOR. Hele kötü hissettiğim günlerden sonra kafamı dağıtsın diye beni daha da kötü hissettirecek bir manga seçmemeliydim. Böyle olmamalıydı. Kader bu kadar üstüme gelmemeliydi.

Biraz sakinleşmek için güzel yönlerinden bahsedeyim. Gotik bir havası var, Japon gotiği ama Avrupai olmaya özense de kendine has bambaşka bir tarz yakalamış türde. Aristokrasi, oymalar varaklar, görkemli tarihi yapılardan yuvarlak burun ayakkabı ve fırfır loligoth'luğuna geçiş yapıyor. Kötü mü bu? Hayır, bence kitschliğe kaçacakken çizgiyi çekebilmesi ve ilk bölümlerin komikli sevimli havasından sonra daha trajik ve dramatik bir yola girmesini destekliyor. Entrika sevmiyorum, evet ama bu mangaya biraz drama ve şiirsellik vs gerekiyor sanırım. Zorlama değil yani fıtratında var. Vampir içerse de korku türüne girmek gibi bir şeye kasmamış. Yine de biraz tekinsizlikler ve genç kızları kaçırmayacak düzeyde kasvet koyarak konsepti tamamlamış. Alta da koy klasik müziği, maksimum keyif. KEYİF mi dedim? Kalp yarası demeliydim belki de.

Manganın hikayesini tanıtma vs eşiğini aştık sanıyorum. Ben de okuyacak insanları düşünmek yerine bencilliği tercih edip buraya duygularımı akıtıyorum artık. Hem zaten çoğu kişi mangayı/animeyi biliyor. Yine de özetlemek gerekirse işte Yuuki kızımız var, çocukluk arkadaşı Zero var, bir de çocukluk aşkı Kaname var ve tabii ki aşk üçgeni. Arada olaylar oluyor, ciddi ve dramatik, ama hikayenin anlatmak istediği bu sonuçta: Yuuki'nin nasıl iki yakışıklı oğlanın arasında kaldığı. Ay az daha unutuyordum bir de vampir olmakla ilgili şeyler var adı üstünde ama o da aşk üçgenini oluşturmak için bir fon olarak oraya konmuş biraz da. Zaten hiç hazetmem bu üçgenlerden. Tek eşlilik konusunda takıntılıyım, bence -biten bir ilişkide yaşanan- aldatma olayından çok daha kötü bir şey. Eh, normalde sıklıkla rastladığımız, kızın ARKADAŞ olarak gördüğü ve destek aldığı 3. oğlan vs klişesi Vampire Knight'ta yok. Baya baya iki kişiyi seviyor bu kız ve sonuna kadar da böyle devam ediyor taa ki, öff yine ağlayacağım, bu sefer sinirden ama.
Kapak illüstrasyonlarından da belli oluyor hep aslında. Hep bir threesomelık. Yuuki dramatik bir edayla Kaname'yle dokunmalı bir poz verirken Zero da bir yerden dahil olur illa ki. Ama her şeye rağmen sonunda seçeceği yine 1 kişi olur diye düşünmüştüm. Hmm bu cümleye devam etmek için sonraki bir takım gelişmelerden bahsetmem lazım. Eh bundan sonrası spoilerlı o zaman. Çok kızgın ve kırgın olduğum için yeterince uyarı koymak için uğraşamayacağım, sizi de yaktıysam üzgünüm masumlar. Team-Zero ve team-Kaname destekçi sayıları eşit olduğu için (en azından bir zamanlar eşitti, sonra Kaname sevilmeyen adam oldu) mangakanın ne yapacağı belli değildi ama hikayede Kaname hep öncelikliydi. Yuuki'nin ona daha derinden bağlı olma sebepleri geçmişe, hatta onu ilk tanımaya başladığı çocukluğundan da öncesine dayananıyordu. Tabii fanları kızdırmadan tek eşli bir son yaratmak için oğlanlardan birini kaderin cilvesiyle çerçeveden çıkarmak gibi kolay bir sonu tercih etti mangaka. AFERİN YA ALKIŞLIYORUM.

Büyük konuşmak istemem ama bundan sonra aşk üçgeni görünce yokmuş gibi davranacağım. Hatta kaçacağım ki batağın içine çekilmemeyeyim. Bir de şansıma tüküreyim ya, benim tuttuğum karakterler ya kalbi kırık ve yalnız kalır ya da ölür. Yine bir istisnayla karşılaşmanın sevincini yaşayamadım.
Biraz Kaname öveyim öhöm pardon yani karakterlerden bahsedeyim madem hmm...
.
Yuuki, ana karakter, ah Yuuki. Japonların sevdiği klasik sakar, hafif aptal, alçak gönüllü bir kız. Saçma planları ters tepen, bir şeyler yapmaya uğraşıp beceremeyen, güçlü karakter gibi gösterilip hep başkaları tarafından korunan kollanan bir çiçek. Sevmiyorum diyemem ama deli hiyerarşi içeren aristokrat vampirlerin içine girince yüksek statüsüne rağmen kızın ciddiye alınmamasına, ezilmesine vs delirdim. Hayır liderlik karizması dedikleri şeyin illa ki kibirlilik olması gerekmiyor. Sadece Yuuki'nin iyi niyetini sömürmeseler yeterdi, ve o da buna izin vermeseydi.

Zero da üzgünüm ama bu sömürücülerden sadece biriydi. Kaname'yi tuttuğum halde Zero'dan da uzun bahsedeceğim ve sevenlerinin çok olduğunu bildiğim halde söveceğim. Gelsin unfollowlar. Bir kere tam bir maço. Ayrıca karşındakine değer verdiğini onu -klasik Japon mangası mantığı- KORUYARAK göstermek, gerisini de koyvermek nedir ya? "O mini eteği giymeycen yoksa vururum" korumasından çok farkı yok bence. Hakkını vermek lazım, Zero, Yuuki'nin hayatına delicesine müdahale etmiyordu ama kızı kafasına göre manipüle edip gayet bencilce davrandı. Ayrıca geçmişi hüzünlü falan ama Yuuki de süper şanslı bir kız değil. İşte hep Zero'nun üzüntülerine odaklanıldı tabii, benzer sıkıntıları çekenler önemsenmedi. İyi acı PR'ı yaptığından sanırım. Yüzünde devamlı bir memnuniyetsizlik. "Bak ben sinirli ve acılıyım, o yüzden bencilce ve düşüncesizce davranıcam çünkü asiliq ve ergenliq, ayrıca her şeyden herkesten nefret ediyorum" havasına hep biraz gıcık oldum. Ben kadın tsundere karakterlere bile katlanamamışım bir de maço ve erkek versiyonuna mı sempati duyacağım?

Efendi erkek pozisyona konulup aslında öyle olmayan Kaname'nin karanlıklarını falan Zero gibi ergen maçolara tercih ederim açıkçası. Başlardaki bayık halleri yok olduktan sonra dahi çok savunulası bir karakter değil tabii, mangakanın entrikalarına kurban gittiğini düşünürsek. Düşman belledikten sonra bir de bakmışız yine dost oluvermiş. Her zaman tekinsiz bir havası olduğu gibi kontrollü sakinliği ve durgunluğu insana ister istemez güven veriyor. Ben böyle biriyle tanışsam Zero'dan daha çok güvenirim herhalde. Eh kalbindeki sır sayısını düşünürsek muhtemelen bir hata olur zaten. Her şeyi bir kenara bırak, mangakanın ellerine sağlık -bilinçli yaptıysa- gözlerinde hep bir acı ama öyle ergence değil. Çok daha derinlerde yatan, yalnız ve buruk bir acı (oo istemeden Yeşilçam referansı oldu). Ne düşünüyorsun Kaname, kafanın içinden neler geçiyor (biraz da Gone Girl referansı madem)? Hep sırlar saklıyor, bir şeyler planlıyor, pis yüzeysel dünyevilerin anlayamayacağı kadar komplike. Ki o planları da bir şekilde geri teper, devamlı değişir (zaten bu mangada hep planın altında plan, sırrın altında sır çıkar). Ve kendisi bunları çok sakin karşılar, hiç 'ne yaptım ben bu şimdi yanlış olmadı mı biraz' diye kendini sorgulamaz ve kabullenir. Tam olmak istediğim kişi. Gereksiz suçluluk duyguları yok ama başkalarını da suçlamıyor. Sonlarda 35435. kez kötü gösterilip okuyucuyu kendisinden soğuttuktan sonra aa aslında iyiymiş dersleri vs aldığımız kısımlarına girmiyorum bak. Ha bence kötüyü oynadığı bölümlerde de harikaydı, o başka. Ezik kötülerdense böyle asil ve soğukkanlı olanlarından daha çok yapsalar keşke. Off çok seviyorum. Hüzünlü gözleriyle her karşılaştığımda elimi çeneme koyuyorum ve biraz bakışıyoruz. Neden böyle oldu Kaname?
Vampire Knight bir sürü yan karakterin olduğu bir hikaye. Her ne kadar mangaka birbirlerine karışmasınlar diye hepsine ayrı belirgin özellikler vermiş olsa da benim kafam karışıyor. Ha, bazılarını diğerlerinden daha çok seviyorum. Kaien Cross'u ele alalım, bütün egzantriklikleriyle sevimli bir karakter, ama tersi pis. Aynı zamanda saçlarını açıp gözlüğünü çıkarınca birden taşa dönüyor helal. Ruka tüm soğukluğuna ve ukalalığına rağmen en sevdiğim kadın karakterlerden biri, kendisine asla hakettiği değeri vermeyecek olan Kaname'den vazgeçip Akatsuki'ye pas versin diye hep bekledim. Hikayede ana karakter ve sözde daha üst statülü safkan Yuuki'den daha çok şey başardığı kesin. Yumuşak ve cici karakter olarak Ichijou'nun sevilmeyecek bir şeyi yoktu ama bir bokluk varsa hep bunun pasif ve manipülasyona yatkın karakterinden çıktı be kardeşim. Aido, tamam, kendince samimi ve komik bir karakter ama Kaname'ye sırf safkan diye ne yalakalıklar yaparken Yuuki'ye her şeyi öğrendikten sonra bile kötü davrandı. Sadık bir karakter olduğu için sevmiyorum diyemem ama böyle yavşaklıklara gelemeyeceğim.

Şimdi de hikayeye geleyim. Bunları da ertesi gün yazıyorum ve üzüntülerim bir türlü geçmemiş anlaşılan. Üstelik yazacağım daha bir sürü şey var kimse okumayacak bu gidişle ama ne yapalım...

Aslında genç kızlara yönelik gotik bir hikaye olarak genele baktığımızda fena değil. Mangakanın kafasında belli bir taslak olduğu ve 30. bölümlerde gelen twisti en başından beri planladığı belli oluyor. Çünkü mantık çerçevesine oturtabiliyoruz ve her yerinden boşluklar akmıyor. Ama kafasındaki taslağı ilerletmek için önümüze koyduğu çoğu gelişmeler NEDEN BUNLARI YAŞADIK refleksi verdirtiyor. Eh böyle olunca da ister istemez hikayeyi uzatmak için yapıldığını hissettiriyor. Özellikle Kaname'nin çoğu hamlesi sırf bizi şaşırtıp karanlık yanlarını görmemiz, "sen kimlerdensin olm" dememiz için yapılmış gibi. Bu mangaya başlayalı 7 yıl olmuştur herhalde ve hiç tekrar okumadığım için başlardaki sahneleri çok hatırlayamayacağım ama sadece son birkaç yıl içinde takip ettiğim kadarıyla cevapsız kalmış o kadar çok soru, hikayeye hiçbir şey katmadığı halde öylece önümüze konulup sonradan bir daha karşılaşmadığımız ya da neden karşılaştığımızı anlayamadığımız o kadar çok karakter var ki. Hele ölüp ölüp dirilenler, off en sevmediğim klişedir. Mesela daha dün okuduğum için hafızamda çok net: neden kan tabletleri gizemi önümüze atıldı, hikayeye ne gibi bir katkısı oldu ve nasıl sonuçlandı? Cevap: HAYIR. Yani onaylama sorusu sormadım ama herhangi bir açıklaması yok bunun. Sadece hayır işte. Öldürülecek bir başka safkan çıksın diye sanırım. Bu tarz küçük hayal kırıklıkları dışında yukarıda bahsettiğim twist, Kaname'nin yalnız ve hüzünlü geçmişine gidişimiz, Kuran ailesi hakkındaki gerçekler vs hep etkilenerek okuduğum şeyler. Keşke bunlara daha çok odaklanılsaydı. Kuran ailesi demişken, gönüllü bile olsa ensest, evet, çok yalnış, etik değil ve sevdiğim için kendimi kırbaçlayacağım falan ama Yuuki'yle Kaname'nin anası babası çok tatlı insanlar ay pardon vampirler değil mi ya? Onlara özel küçük bir extra chapter da yapmıştı mangaka, şimdi bulamıyorum ama okuduktan sonra etkisinden uzun süre çıkamamıştım, hala da çıkmış değilim.
Kuran ailesi<3 Hayır bizim kutsal kitapla alakası yok hemen kızmayın.
Beni en çok rahatsız eden şey herkesin "insan" olmayı süper bir şeymiş gibi görmesi. Öyle görmeyenler de villainler zaten, bizim insan yancısı vampirler tarafından imha ediliyorlar. Ha vampirliğe övgü var o başka. Gerçi baştan beri süper mucize öyle böyle değil diye anlatılan safkanların bir olaylarını göremedik ama işte aristokrasi özendiriliyor daha çok. Hele Yuuki safkan olduktan sonra sıradan vasat insan halinden de beterleşti. Muhtemelen benim açabileceğim kavanoz kapağını bile açamaz. Üç-beş tane safkanı sırf insanlara bir zarar gelmesin ve dünya barışı sağlansın falan filan diye öldürmeye kalkmalar, vampirlere verilecek en güzel bir hediye olarak insana dönüştürmeler, günışığı görmesini sağlamalar falan offf. Yani neyse onu da şiirsel havasına verelim ama ben gün ışığını ve yaşlanmayı o kadar da süper bulmuyorum valla. Ölmeyi istemek çok mantıklı, bunlar gibi 1000 yıl, hele hele yalnız, bu hayatı çekebileceğimi sanmam ama intihar da edebiyorlar son bölümlerde gördüğümüz üzre (bir başka ağlama krizi geldi bu sırada pardon). Ha bu fedakarlık neden, sonuç olarak ne gibi bir fayda sağladı onu da bilemedik -Zero ve Yuuki'nin önünü açması dışında. Hay böyle kadere tüküreyim. Zaten adı üstünde şövalyelik üstüne kurulu bir manga olduğu için devamlı birileri birileri için kendini feda ediyor, çoğu zaman DURUP DURURKEN ya da oturup konuşarak başka medenice çözümler bulunabilecekken. Çok yıprandım doğrusu.

Bu kadar negatif şeyler yazdığıma bakmayın, entrika ve drama düzeyi bir Wann mangaları saçmalığında değil. Bu hikaye hüzün, trajedi ve burukluk olmadan eksik kalır. Çok abartılı teatral bir hava yaratmadan da bunu başarabilmesi beni en çok çeken yönlerinden biri. Bir başka çekici unsuru, hatta mangayı salya akıtarak devam etme motivasyonu bulduğum en önemli şey, çizimleri. Matsuri Hino sensei, old school feminen shoujo manga çizimlerini yeni bir boyuta taşıyor bana göre. 2010'ların modern ve minimal hatlarını çok iyi yakaladığı gibi ayrıntıları da asla atlamıyor. Sade, temiz ama üzerinde uğraşılmış çizimler. Zaten kendisi önceki mangalarında da Viktoryen Avrupai detayları işliyor, fantastik ve tarihi öğelere ağırlık veriyordu. Şahsına münasır bir üslübu var, nerede görsek bir bakışta tanırız. Bu her ünlü çizerin becerebileceği bir şey de değil açıkçası. Özellikle Vampire Knight'ın ortalarına doğru çizimlerini çok geliştirdi. Değiştirmedi ama, geliştirdi. Bunun karakter gelişimleriyle paralel gitmesi ayrıca güzel (Yuuki hariç çünkü o geri gitti adeta).

Sevmediğim bir konu olduğu için sona bıraktığım animeden bahsedeyim. Mangaya hakaret gibi bir şey. Matsuri Hino'nun çizimlerinden geldikleri noktaya bakar mısın:
Ağhhh yazamayacağım galiba, baktıkça gözlerimden kan damlıyor. Hiçbir ayrıntı yok, karakter derinlikleri sıfır. Habuki Hino-sensei bir Kaname'nin sessiz bakışından neler anlatırdı. Bunların yaptığı şeye bak. Çizimler dışında animasyon kalitesi de berbattı, aceleye getirilmiş ticari bir iş. Bu animenin iki iyi yönü var. Biri Zero'nun daha tolere edilir bir karaktere bürünmesi. Hem tsundere hem de öfkeli ergen özelliklerinin biri gitmiş, sadece öfkesi kalmış. Kızların bayılmasına şaşmamak lazım (insanların Zero'yu tercih edebileceği gerçeğini kabullenemiyorum evet). Kaname çok bayık ve çok yaşlı. Yanında sesini Mamoru Miyano'dan almış, beyaz saçlı, egzotik maço dururken öbürünün şansı yok tabii. Mamoru demişken -blogda her adı geçtiğinde belirtmeyi bir görev bildim- kendisinin inişli çıkışlı, heyecanlı karakterlerini daha çok seviyorum ben, Zero gibi karizma kasanları fazlaca mıymıylaştırıyor. Animenin 2. iyi yönü, ki bu sefer hiçbir lafım kalmadan, her şeyiyle %100 takdir ettiğim, müzikleri var. Klasik müziğin kullanılması mantıklı bir tercih olduğu gibi öyle heyecanlı fragman inişleri çıkışları yok. Bach esintileri var, zaman zaman da valsler koymuşlar. Animeyi attım bir tarafa mangayı okumak için harika arka plan. Başlangıç ve bitiş parçaları da atmosfere gayet güzel uymuş. Bize Kanon Wakeshima'yı tanıttığı için bir teşekkürü hakediyor. Teşekkürler anime.


Yhaa yine kaç uzun paragraf yazmışım prdn:(( tarzı utanma eşiklerini de aştık artık blogda. Uzun işte kardeşim, içimdekileri teker teker boşaltmalıydım anlıyor musun?

Vampire Knight o bir yandan hakkında sövüp sövüp bir yandan da delice bağlandığım, sonunu okuduktan sonra günlerce kendime gelemeyip göz yaşı döktüğüm hikayelerden biri. Bir başyapıt olmadığı gibi vasatın altında olduğunu iddia etmek pek doğru olmaz. Twilight çılgınlığıyla paralel gitmesine rağmen dönemin özgün vampirli shoujolarından biri. O değil de hala içim acıyor. Çok buruk bitirmiş kadın, böyle olmamalıydı. Kaname ile bir çay içip yalnızlıktan bahsetmeyi isterdim doğrusu.

Yorumlar

  1. Ya ben bu seriyi niyeyse çok abartı bulurum. Vampir çılgınlığının kasırga olduğu 2008-2009 dönemlerinde ergenliğimin zirvesindeyken Twilight falan takılıyordum ama bunun animesini izleyeyim dedim 3-5 ay önce ve 12.bölümde bıraktım valla. Kızın ikilemden kurtulmamasından gına gelmişti. Kaname'ciydim ama sonra spoiler yedim bir sitede ve ensest olayını öğrenince buz gibi soğudum tüm seriden. Zero'nun tsudere'liği konusunda katılıyorum sana ben de gıcık oluyordum. Ouran'daki gibi komedi olunca pek takmıyorum ama burda ana hikayede olduğu için bayağı soğudum. Niyeyse vampirler pek çekici gelmiyor Diabolik Lovers'ta da aynısı oldu. Daha çok school life seviyorum ben zaten artık vampirli işlere bulaşmam.

    Ve Türkiye'de basılıp satılacak kadar iyi bir eser olduğunu düşünmüyorum. Nasıl basmışlar hayret. Basılması gereken daha güzel eserler var oysa ki.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yukarıdaki yazıyı okudun mu bilmiyorum ama dediğim gibi animesi berbat. Mangayla örtüşen tek yanı hikayesi -ki zaten o pek bir özelliği olmayan hikayeyi anlatımıyla farklı ve özel kılıyor manga. Bir bütün olarak baktığımızda manganın kendince bir büyüsü, bir albenisi var. O dönemde vampir öğesi patlasa da okullu mokullu vampirlerin bokunu henüz çıkarmamışlardı (ki school life öğesi de belli bir yerden sonra bitiyor VK'de), ben de o dönemde değil de şimdi başlamış olsam önyargılı davranıp bırakırdım herhalde. Peki bu kadar popüler olmayı hakediyor mu? Valla şu anda popüler olan çoğu kurgu gibi haketmiyor ve gerçekten kaliteli olanlarını basacaklarını ummak iyimserlik olur çünkü para malum. Twilight'tan kötü olduğunu düşünmüyorum yine de. Ayrıca utanarak söyleyeyim, ensest benim için artı bir özellik oldu, "Yuuki kimle çıkacak" saçmalıklarıyla baymaya başlayan mangaya bağlandığım nokta buydu çünkü gidişat komple değişti. Herkesin hoşuna gitmeyeceğini tahmin edebiliyorum. Tartışmaya çok açık bir konu zaten.

      Özetle, animeye göre yargılamak doğru olmayacağı gibi manga da kült bir başyapıt değil, bir sürü hatalar ve dağınıklıklarla dolu. Yine de romantik shoujo manga türünün içinde başarılı ve evet, bu başarısını hakediyor bence.

      Sil
    2. O zaman okuyacak mangalarım tükendiğinde bir şans veririm mangasına senin hatrına :D Benim yorumum tamamen anime üzerineydi çünkü. Ama şimdi manganın basımı da ne bileyim mesela Hana Yori Dango bayağı kült kaç tane draması uyarlaması oldu bunu bassalar tamam da niyeyse hala VK'nın basılması biraz gençlere oynama gibi geliyor. Mangakanın çizim yeteneği çok iyi gerçi MeruPuri'yi okumuştum beğenmiştim onu. Belki önyargımı kırsam bunu da severim ama ensest olayı bir soğukluk katıyor araya. Bir de final kimseyi memnun etmemiş galiba kim okuduysa finali beğenmemiş çünkü.

      Sil
    3. Ahaha aslında mutlaka okunması gereken herkesin seveceği bir manga olduğunu iddia etmiyorum ama anime üzerinden değerlendirilmemesi gerektiğini söylemeye çalışmıştım^^ Finalini kimsenin beğenmemesi çok normal çünkü Hino sensei hem Kanamecileri üzmüş (mesela ben hala ağlıyorum) hem Zerocuları kızdırmış.

      Hana Yori Dango konusunda objektif bir yorum yapamayacağım çünkü tek kelimeyle nefret ediyorum o hikayeden. VK onun kadar popüler değil gerçi, TR'de basılmasının nedeni yayınevlerinin Shojo Beat'le anlaşmaları vs gibi geliyor.

      Sil
    4. Hana Yori Dango tüm Asya dünyasına giriş yapmamı sağlayan yapım olduğu için yeri ayrıdır bende. Evet klişelerle dolu beğenmemekte özgürsün o yüzden fanlık yapıp cavramam o konuda :D Şu manga basımı konusunda da dediğin gibi ticari olaylar yüzünden galiba o yüzden fazla üstelemicem onu da. Zaten alıştık netten okumaya mangaları mecburen.

      Sil
    5. HYD ile değil de sonrasında gelen "genç kızın kendisine zorbalık yapan oğlanlara aşık olması" trendiyle sorunum var:/ Fanlarına lafım yok ama böyle şeyler yazıldıkça kadınlar bu tarz zarar veren ilişkileri normalleştirip romantik görmeye başlıyor. Kaç yıl geçse de, özellikle Kore dizilerinde hala kullanılıyor. Artık kimsenin kimseyi ezmediği huzurlu romantizm istiyorum^^

      Sil
    6. O zaman josei'ye yönel bence (Love So Life'ı özellikle tavsiye ederim) :D Bir de Japonlar'da bayağı mazoşizm yaygın galiba. En çok satanlarda hep erkek kızı bayağı bir peşinden koşturuyor. Yani seviyorlar zorbalık yapılmasını. Ama Ao Haru Ride gibi biraz daha slice of life olanlar daha iyi bence. Diğerleri biraz daha çerezlik. AHR bitince yine okunabilecek bir manga ama o sulu sepkenleri anca yoklukta okurum. Bu arada yorum kısmını da bayağı işgal ettim kusura bakma :D

      Sil
    7. Ya aşk olsun, benim manga konuşacak kimsem yok, yorum gelince çok seviniyorum^^

      Joseileri seviyorum ama onlarda da Midnight Secretary, Paradise Kiss gibi yıpratıcı ilişkileri okurken yine çok yıpranıyorum valla:/ Ama hakikaten joseilerde Kimi wa Pet, Kuragehime vs gibi güzel hikayeler daha çok çıkıyor. Sonuçta zorba oğlana aşık olmaca konsepti dışındaki shoujolar da popüler olabiliyor, Tonari no Kaibutsu-kun, Hirunaka no Ryuusei, Horimiya gibileri de var en azından. Özellikle komedi ağırlıklı olanlar ya da özgün bir fikirle başlayanlarda daha normal ilişkiler oluyor. Demek ki bu tarz şeylere hala talep var ama kolaya kaçıp kasıntı zorba tipleri koyuveriyorlar :x
      Love so Life çok tatlı hakikaten^^

      Sil
    8. Josei türünde fazla okuyamadım shoujolardan sıra gelmedi hatta shoujolardan bıkma düzeyine geldim ama en çok çeviri shoujo türünde olduğu için çevrilmiş manga okuyayım diyorum. İngilizce'm yetiyor aslında İngilizce manga okumaya ama öncelikle çevrilmiş olanları okuyorum. Diyelim konuyu beğendim ama çeviri yok işte o zaman İngilizce okuyorum. Josei türünde daha çok çevrilse daha çok okurum aslında.

      Sil
    9. Seninki de mantıklı tabii, kitaplarda falan ben de öyle yapıyorum ama mangalarda Türkçe çevirilere bakmıyorum ben. İngilizcen yetiyorsa hem ilerletmiş de oluyorsun. En güzeli türüne vs bakmadan hangisini beğendiysek onu okumak bence. Sonuçta amaç keyifli vakit geçirmek.

      Sil
    10. Aynen aslında dediğin gibi yaparsam gereksizlerden kaçınmış olurum. Hem editör falan da bulursam kendim josei çeviririm İngilizce'm geliştiği için. Türkçe mangaları arşiv yapıyorum çünkü arkadaşlara falan vermek için iyi oluyor.

      Sil
  2. Yaaa demek bunca Zero aşkım animesinden kaynaklıymış. Oturdum tüm yazını da okudum hani. Hayır kabullenemiyorum. Zero'yu o dönem çok severdim. Bunu bana nası yaptın cyborg ;_; Şimdi tüm gençliğimin bir yalan olduğunu öğrendim. Bu arada animesinin çizimlerinden nefret ettiğim için bi dönem mangasına başlamış ve ing. yetmediğinden bırakmıştım. Şimdi sayko animelere sarmasam mangasına bi şans veririm dicem de en azından yorumunu okudum :3 Dur ben diğer yazılarına da bakayım. Bu blogdakileri topluca okumak güzel oluyor <3

    Dipnot: Animenin sonunda yaşadığım şoku başka hiçbir animede yaşamamış olabilirim. Ensest sevmeme rağmen benim umudum daha büyüktü gerçi. Kaname Zero :3

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ahahahgs gerçekler acı maalesef.
      Sadece animesini izleyenlerin Zero'yu sevip Kaname'ye gıcık olması o kadar normal ki, çünkü resmen başka insanlar yaratmışlar:/ Ha ama manga-Zero kendini çok geliştirdi ağbi ya. Özellikle animenin kaldığı yerden sonraki bölümlerde manga farklı yönlere saptı (ensesti demiyorum) ve hikayenin sonlarında Zero baya takdirimi kazandı vallahi. Ki zaten bu mangada yan karakterler dahil hepsinin karakter gelişimi gayet güzel oldu -Kaname'nin karanlık yanının gelişimi bile dahil. SADECE ANA KARAKTER başta olduğu gibi salak kaldı ya öff yine sinirlendim :x

      Çok teşekkürler^.^ ben de senin blogunu stalklıyorum itiraf edeyim<3

      Sil
    2. Ay Yuuki'den umudum yoktu zaten. Çoğu zaman tam bi embesil oluyordu. Mangada da benzer şekilde kalması iyi olmuş xDDD

      Kaname'ye aslında o kadar gıcık olmuyordum, ama mangaya sadık gittiklerini düşündüğümden neden 2. sezonda birden bu kadar nefreti üzerine çekilecek şekilde hikayenin değiştiğini anlamamıştım. Şimdi anlaşılıyor :3 Aydınlandım.

      Sil
  3. Yahu bence yuki ölmeyi haketmişti.Ama ilk dead note dan başlamak biraz kotu oldu insanin beklentileri yüksek oluyor biraz

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Valla gıcıktı mıcıktı ama en başta Zero olmak üzere bir sürü sevimsiz maçonun içinde ölmeyi "hakeden" tek kişi mi? Sanmam.

      Sil

Yorum Gönder